Sevme Sanatı-Erich Fromm


Merhaba 💛

Önemli bir toplum bilimci, düşünür ve yazar olan Erich Fromm'un kaleminden bir eser okumak gerçekten güzeldi. Dili oldukça akıcı ve anlaşılır olan 'Sevme Sanatı' yazarın diğer eserlerini de okuma isteği uyandırdı. İlk kez tanıştığım yazar benden geçer not aldı.

Kitabı bitireli bir hayli zaman geçtiği için aklımda kalanları paylaşacağım sizlerle. Yani bir nevi kitabın bende çağrıştırdıklarının özeti olacak.

Öncelikle ''Sevme Sanatı''nı hangi niyetle okumaya karar verdiğiniz önemli. Eğer sevmek ve sevilmek konusunda problemleri olan ve ''Nasıl sevebilirim?'', ''Sevgide taktikler, atılması gereken adımlar neler?'' gibi soruları kendinize soran biriyseniz üzgünüm ki bu kitaptan beklediğinizi alamayacaksınız.

Kişisel Gelişim türündeki kitaplara saygı duymakla ve zaman zaman okumakla beraber ''sevme''ye dair kitaplardan öğrenilecek herhangi bir şey olduğuna inanmıyorum. Nitekim kitap biter bitmez sevginin çok kutsal ve bir o kadar içgüdüsel bir değer olduğuydu...

Önsöz bölümünde Fromm şöyle söylüyor:

''Bu kitap, sevme sanatı konusunda hazır bilgi isteyenleri umut kırıklığına uğratacaktır. Tersine, burada gösterilmek istenen şey sevginin, belli bir olgunluğa erişmeden, rasgele herkesin tadabileceği bir duygu olmadığıdır....''

Zaten ilk bölümde de yazar ''Sevmek Bir Sanat Mıdır?'' sorusunu ele alıyor. Eğer sevmek bir sanatsa bilgi ve çaba gerektirir. Nasıl bir sanatı öğrenebilmek için ona dair kuramların iyice kavranması ve uygulamaların yapılması gerekmekteyse sevgide de kuramlar ve uygulamalar vardır.

İnsanlar sevmenin kolay olduğunu, asıl zorluğun sevmeye değecek nesneyi ya da özneyi bulmak olduğunu düşünürler. Bu insanlara göre sevgi adeta pazarda yapılan bir alışveriş gibidir. Elmanın en iyisini, en kırmızısını, çürük olmayanını nasıl özenle seçerlerse karşılarındaki insanın en iyisi olduğuna inandıkları gün de aşık olurlar birbirlerine. Ancak bu aşık olma eylemi, ''sevgi içinde olma'' durumundan oldukça farklıdır. 

İkinci bölümde Fromm, ''Sevgi Kuramı'' başlığı altında anne-baba ve çocuk arasındaki sevgi, kardeş sevgisi, anne sevgisi, cinsel sevgi, kendini sevme, Tanrı sevgisi gibi sevgi nesnelerinden bahsediyor. Üçüncü bölümde sevgi ve çağdaş batı toplumunda sevginin soysuzlaşması konusundaki görüşlerini anlattıktan sonra son bölümde sevginin uygulanması konusundan bahsediyor.

Dilerseniz altını çizdiğim yerlerden örneklerle devam edelim:

İnsan, aklıyla her şeyin üstündedir, kendisinin bilincinde olan yaşamdır. 
Bu tanımı oldukça beğendim. Yeryüzünde insandan başka kendisinin bilincinde olan bir canlı gösterebilmek mümkün mü? Demek ki insan olarak gerçekten özeliz...

Eşitlik Batı'daki aydınlanma felsefesinin başlıca kavramlarından biriydi. Eşitlik, hiç kimsenin, başka birisinin amaçları için araç olmaması anlamına geliyordu. Bütün insanlar birbirleri için amaç, yalnızca amaç oldukları sürece vardı eşitlik, araç oldukları zaman değil. .... Günümüzde eşitlik, ''bir olmak''tan çok ''aynı olmak'' anlamına gelmektedir. Soyutlamaların, başka deyişle aynı işlerde çalışan, aynı biçimde eğlenen, aynı gazeteleri okuyan, düşünceleri, duyguları aynı olan insanların aynılığıdır bu. Bu bakımdan kadınların eşitliği gibi ilerlemenin kanıtları sayılan bazı başarılara kuşkuyla bakmak gerekiyor. Söylemek gereksiz; kadınların eşitliğine karşı değilim; ama eşitlik yolundaki bu olumlu eğilim bizi yanıltmamalıdır. Ayrımların yok edilmesi için girişilen çabaların bir parçasıdır bu. Eşitliğin pahası şu olmuştur: Kadınlar erkeklerle eşittir, çünkü artık onlardan farklı değillerdir. Aydınlanma'nın getirdiği felsefedeki ''Ruhun cinselliği yoktur'' önermesi her yerde geçerli olmaya başlamıştır. Cinsler arasındaki kutuplaşma yok olmakta, bu kutuplaşmaya dayanan cinsel sevgi de ortadan kalkmaktadır. Ayrı cinslerden eşit kişiler olmaları gerekirken, erkeklerle kadınlar birbirinin aynı olup çıkmaktadır. Bireyselliği ortadan kaldıran bu eşitlik fikri çağdaş toplumlarda gittikçe yayılmaktadır; çünkü sürçmeden, takılmadan, kitle olarak çalışacak, birbirinin aynı insan atomları aranmaktadır; bu insanların hepsi aynı buyruklara uyar; oysa herkes kendi gönlüne göre davrandığını sanır. Çağımızda kitle üretimi nasıl eşyaların tek tip olmasını gerektiriyorsa, toplumsal süreç de insanların tek tip olmasını ister ve buna ''eşitlik'' adı verilir.
Yine üzerine çokça düşündüğüm ve yorumlar yaptığım, kısmen de katıldığım bir bölümdü...

Birlikte- yaşayarak bir olmanın tersine, olgun sevgi kişinin bütünlüğünü, bireyselliğini yitirmeden birleşmesidir.


Sevgi bir etkinliktir; edilgen bir olay değildir; bir şeyin içinde olmaktır, bir şeye kapılmak değildir. Sevginin etkin özelliği, en genel biçimde şöyle tanımlanabilir: Sevgi vermektir, almak değil.

Olgunlaşmamış sevgi, ''Seni, sana gereksinmem olduğu için seviyorum'' der. Olgun sevgi, ''Seni sevdiğim için sana gereksinmem var.'' der.

Babanın sevgisini ilkeler, umutlar yönetmelidir; üstünlük taslayan, korkutan bir sevgi olacağına sabırlı, hoşgörülü bir sevgi olmalıdır baba sevgisi.

Sevgi yalnız belli bir insana bağlılık değildir; bir tutumdur; kişinin yalnız bir sevgi nesnesine değil bütünüyle dünyaya bağlılığını gösteren bir kişilik yapısıdır.

Cinsel sevgide ayrı olan iki kişi birleşir; anne sevgisindeyse bir olan iki kişi ayrılır.


Birisini sevmek yalnız güçlü bir duyguya kapılmak değildir; bir karardır, bir yargıdır, bir söz vermedir. Sevgi yalnızca duygudan oluşsaydı birbirini ölünceye dek sevmek için söz vermek gerekmezdi. Duygular gelip geçicidir. Eyleme yargı ve karar karışmamışsa o duygunun ölünceye dek süreceğini nasıl bilebiliriz?

Bir insan yaşamını değerlendiremediğini anlarsa, bu eksikliği çocuklarının yaşamını değerlendirerek gidermek ister. 

Ne kadar yanlış bir tutum! Bizim toplumumuzda da sıklıkla görülmekte. Çocuklar üzülmesin diye ayrılmamaya ve çocukları daha büyük bir buhrana sürüklemeye benziyor.

Yaşamın karşımıza çıkardığı güçlükleri bize verilmemesi gereken haksız cezalar olarak göreceğimize, terslikleri, üzüntüleri yenmekle daha da güçleneceğimizi düşünmek de inanç ve gözüpeklik ister.

Keyifli Okumalar...






7 yorum:

  1. ivit ya nefis kitap temek başvuru kitabı yaaa, bu fotodaki baskısı güzel zateeen bi deee :)

    YanıtlaSil
  2. Kişisel gelişim kitaplarını ben de severim ama konu okumakla değil uygulamakla alakalı bence..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle öyle. İş uygulamaya gelince çoğumuz tıkanıyoruz.

      Sil

  3. Düşeli derd-i firakın ile sevdaya, meye
    Müptelayım, deliyim, sinmişim esrar-ı neye.
    Feleğin kahpe başında paralansın parası,
    Ben güzel sevmeye geldim, değil ekmek yemeye.
    NEYZEN TEVFİK

    Blogunuzu beğeniyle izledim. Sizi de benim blogumu izlemeye davet ediyorum.
    www.erhantigli.blogspot.com

    YanıtlaSil
  4. Yorumunla beraber kitaptan ben de edindim :) Anladığım kadarıyla okurken diğer kişisel gelişim kitaplarından farklı olarak insanı düşünmeye de itiyor. Kitaptan paylaştığın alıntılardan bunu anladım. Özellikle sevginin bir sanat olarak ifade edilmesi kitapta çok ilgimi çekti. Bu sanatı öğrenebilmek için belirli aşamalardan geçmek gerekildiğini ve onu uygulama ve kuramlarla öğrenmek gerekildiğini anladım. Bu güzel yazı için teşekkürler :)

    YanıtlaSil