Fedailerin Kalesi Alamut-Vladimir Bartol

Merhaba Sevgili Takipçilerim 😄

Daha evvel ''Alamut'a Dönüş: Güvercinin Gerdanlığı'' adlı kitabı anlatıp, sizlerden de gelen yorumlar üzerine daha çok beğenilen ''Fedailerin Kalesi Alamut'' adlı eseri en yakın zamanda okuyacağımı söylemiştim. Birkaç gün içerisinde okudum, bitirdim ve taze taze yorumlamak istedim. Alamutla ilgili okuduğum ilk kitabın yorumu için şuraya tıklayabilirsiniz. =] Alamut'a Dönüş: Güvercinin Gerdanlığı

Öncelikle diğer kitapla kıyasladığımda bu kitabı kat kat daha fazla beğendiğimi söylemeliyim. Bence diğer kitaptan ziyade bu kitabın okunması Alamut'a dair bilgi dünyamıza daha olumlu katkı yapacaktır. Ancak elbette her iki eserin de edebi bir eser olduğunu, kurgunun ön planda olduğunu da unutmamalıyız. Hasan Sabbah ve Alamut'a dair okuduğum şeylerin ne kadarı hakikat ne kadarı değil bilemesem de kafamda ona dair bir profil oluşmuş durumda. Düşünen ve sorgulayan bizler, elbette ki kalan boşlukları doldurmaya çalışabiliriz. 

Öncelikle yazardan bahsetmek istiyorum. Vladimir Bartol, 1903 yılında Slovenya'da dünyaya gelmiştir. Fedailer Kalesi Alamut'u yazdığı yıllar II. Dünya Savaşı'nın yaşandığı yıllara tekabül eder. Kitabı okurken sık sık Hitler, Mussolini gibi diktatörleri ve bugünkü terör örgütlerini düşünmemde ve karakterleri onlarla kıyaslamamda belki de kitabın yazıldığı yılların etkisi vardır. Bartol, bu eserini çok zor yayınlatmış çünkü eserin Sloven kültürüyle herhangi bir bağı olmadığından ve savaş yıllarındaki yasaklardan dolayı yayınlanması çok güç olmuş. Hatta kitabın sonunda şöyle bir anekdot geçer:

''Bartol anılarında yıllar sonra bir gün sokakta karşılaştığı eski bir arkadaşıyla aralarında geçen konuşmayı şöyle anlatır. Arkadaşı, ''Çevirini okudum, çok beğendim.'' der. ''Hangi çeviri?'' diye sorar Bartol. ''Şu İngiliz ya da Hint bir yazar tarafından yazılan kalın roman.'' diye yanıt verir arkadaşı. ''Alamut'u mu kastediyorsun?'' diye sorar Bartol. ''Onu ben yazdım.'' Arkadaşı gülüp inanmadığını gösterir bir tavırla elini sallayarak ''Hadi oradan! Beni aptal yerine koyacağını mı sandın?'' diye yanıt vererek yürüyüp gider. ''

Görüldüğü gibi o dönemde, Avrupa'da böyle bir eser yazılması mümkün görülmemektedir. Bartol, bir arkadaşı aracılığıyla okuduğu 'Marco Polo'nun Seyahatleri' adlı kitaptaki Dağların Yaşlı Şeyhi bölümünü okuduktan sonra yıllarca bu konuda çalışmalar yapar ve ortaya bu eser çıkar. İyi ki de merak etmiş ve yazmış.

Selçuklu Dönemi, İsmaililer ve Haşhaşileri konu alan bu roman oldukça sıra dışı ve ilginçti. Kitaptaki aşırı hayalperest ve fantastik unsurların gerçek olma ihtimalini düşünmek bile tüylerimi diken diken etmeye yetti. Yazar, bugünkü terör belasının geçmişine ayna tutmuş adeta. Bugünleri ön görememişti belki hatta içinde bulunduğu dönemden de etkilenmemiş olabilir fakat farketmeden de olsa ileriye dönük bir eser kaleme aldığı ortada. Gerçi o dönem Avrupa'da totaliter rejimlerin hakim olduğu bir dönem. Hatta bazı karakterleri dönemin diktatörlerine benzetmek mümkün. Öyle ki Bartol'un eserini Mussolini'ye adamak istediği ancak bunun kabul edilmediği söyleniyor. Haliyle kitabı 20. ve 21. yüzyıl dünyasının gözünden okumak mümkün.

Hikaye 11. yüzyıl Selçuklu egemenliğindeki İran'da, 'Seyduna' olarak da bilinen Hasan Sabbah isimli bir adamın kendisini nasıl peygamber ilan ettiğini ve bir grup genci nasıl birer intihar suikastçisine dönüştürdüğünü anlatıyor. Bir taraftan yeryüzünde cenneti yaşadığını sanan köleler, cariyeler diğer taraftan da Hasan Sabbah için tüm varlıklarını ortaya koyan fedailer... Tüm bu karakterlere ayrı ayrı üzüntü duydum. Bu nasıl bir makam, mevki, şan şöhret aşkıdır inanamıyorsunuz. Ayrıca Sabbah inanılmaz zeki bir adam. Hikayede elbette bir zamanlar Sabbah ile arkadaş oldukları düşünülen Ömer Hayyam ve Nizamülmülk'den de sıkça bahsediliyor. Kitabın başlarında kızların hayatlarına daha çok değinilse de ortalarına geldiğimizde kaledeki eğitimden ve fedailerin hayatından söz edilmeye başlanıyor. Sonlara doğru ise olayların akışı değişiyor elbette.

Hasan Sabbahla ilgili bilgi sahibi olan kişiler, onun planını biliyordur elbette tekrar burada söz etmeyeceğim. Bilmeyenler için fazla söz etmek istemiyorum ki heyecanı kaybolmasın. Koridor yayınlarından çıkan 510 sayfalık bu romanın dilini de çok sevdim ve bir çırpıda okuyup bitirdim. Uzun olmasına rağmen kolayca okunan, akıcı, heyecanın hiç bitmediği, hayal gücünün sınırlarının zorlandığı bir eserdi. Okurken kurgu olduğunu unutup adeta karakterlerin dünyasına hapsoldum. Onlarla şaşırdım, onlarla düşündüm, onlarla öfkelendim. 
Bugünkü Alamut Kalesi

Altını Çizdiğim Cümleler

* Sönmüş bir meşale bir daha yanmaz. Solmuş bir lale bir daha tomurcuklanmaz.

* Kitleler hep böyle davranmayı yeğlemiştir zaten. Belirsizlikten korkar, kendilerine anlatılan en saçma sapan şeylere dahi hakikat tutunacak bir dal sunmadığı için büyük kalpleriyle iman ederler.

* Kainat senin içinde. Sen de kainat içindesin.

* Çölde açlıktan ölmekte olan bir çakal kafesteki karnı tıka basa tok bir aslandan daha mutludur.

* Korkaklar bin kere, cesurlarsa bir kere ölür.

* Bir grubun bilinç seviyesi ne kadar düşükse, onu harekete geçiren fanatiklik de o kadar büyüktür.

Keyifli Okumalar

























12 yorum:

  1. Hanımefendim o halde sayenizde okumak için iyi bir kitap yani iyi bir dost daha bulmuş olduk. Teşekkür ederiz

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İyi dostlarımız hep yanımızda olsun Beyefendim. Ben teşekkür ederim. :)

      Sil
  2. Haşhaşiler lafı çıktığından beri herkes bu konuya ilgi gösteriyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İlgim bundan bağımsız, bilgi sahibi olabilmek ve bakış açımı genişletmek içindi. Başkalarını bilemiyorum. Aracı ne olursa olsun bir şeyler öğrenebilmek güzel.

      Sil
  3. Severek okuduğum bir kitaptı. Güzel bir yazı olmuş :)

    YanıtlaSil
  4. Merhabalar. Anlattığın üzere insanı okurken içine çeken tarihi bir roman. Ayrıca bu konuyla ilgili başka bir kitapla karşılaştırarak roman hakkında bilgi verdiğin için de teşekkür ederim. En kısa sürede kitabı edinip okuyacağım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben teşekkür ederim. Umarım bir an önce okursun. :)

      Sil
  5. Hasan Sabbah, Ömer Hayyam ve Nizamülmülk tarihte yaşamış en ilginç insanlar bana göre. Bu kitabı da okumayı istiyordum sayenizde bu istek daha da arttı. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle öyle. Bu şahıslar hakkında bilgi sahibi olabilmek için güzel eserlerden biri. Sevgiler. ):

      Sil
  6. Yorum gibi yorum, dedim okurken. :)
    Tarih derslerinde rast geldiğim isimdir Hasan Sabbah. Şimdi de kitabı fena halde merak saldı bende.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim. :) Merak edilmeyecek gibi değil. Okudukça daha çok şey öğrenme isteği doğuyor insanın içinde. :)

      Sil