1Kitap1Film: Uzun Hikaye-Mustafa Kutlu


Blog dünyasında henüz yeni olduğum için sadece güncel okumalarımı değil daha evvel okuduğum ve beğendiğim her şeyi paylaşmak istiyorum sizlerle. Bugün de çok önceden okuduğum ve filmini izlediğim bir hikayeyi paylaşmak geldi içimden.

İsmi 'Uzun Hikaye' olan ancak kısacık ve sıcacık bir hikaye bu. Mustafa Kutlu'nun güzel eserlerinden biri ve en meşhuru. Filmi de bir o kadar güzel yansıtmış hikayeyi. Ancak her zaman kitabını da okumuş olmayı tercih ederim. Ben ikisinin de tadına varabildiğim için şanslıyım.

1940'lı yıllardan 1980'lere doğru uzanan bir öykü bu. Bulgaristan göçmeni Ali'nin hayat hikayesi. Ali; uzun boylu, yakışıklı, kıvrak zekalı, tuttuğunu koparan, yürekli bir genç. Dedesi ile İstanbul'da geçimini sürdürür ta ki onu kaybedene kadar. Dedesi vefat ettikten sonra tutunamaz oralarda, gitmek ister. Bu uzun yolculukta yalnız kalmayacaktır Ali. Görür görmez vurulduğu bir kız vardır, Münire. Eşlik eder ona. Ailesi bu evliliği kabul etmediği için kaçarak evlenirler. İşte bu uzun hikaye  böyle başlar. Özeti şudur: Ali, Münire ve bir zaman sonra doğan evlatları. Yollar, trenler, vagonlar, kasabalar. Yolları mesken edinmişlerdir kendilerine.

Hikaye çocuklarının dilinden anlatılmış. Alıntı yapılacak çok cümle vardı belki ama benim için en anlamlısı şuydu:
''Her kitabın bir kaderi vardır.''



İşte bu da filmin afişi. Başrolleri Kenan İmirzalıoğlu ile Tuğçe Kazaz paylaşmakta. Tuğçe Kazaz'ı çok sevmesem de bu filmde oldukça beğendiğimi ve rolün ona çok yakıştığını söyleyebilirim. Bir Osman Sınav yapımını gözyaşları içerisinde izlememek mümkün değil zaten öyle değil mi? :)


Milyon tane saçma Türk filmi içerisinde edebiyatımızın böyle nadide bir hikayesinin filme başarıyla çevrilmesi takdire şayan. Gerçekten yüreğe dokunan, naif, sıcak bir hikayeydi. Filmde kitaptaki her duyguyu gördüm. Aşk, sevgi, bağlılık, sefalet, siyaset ve çirkin yüzü, küçük kasabaların sıcaklığı, mücadele ruhu, fikirlerini kağıtlara dökme aşkı, vazgeçmemek, kavuşamamak, özlemek... 

Spoiler içeren yorum!!

Hepsi bir yana, Ali'nin sevdiği bu dünyada olmamasına rağmen onu fotoğraflarda yaşatması, her gün , büyütüp astığı o fotoğrafa hasretle bakması ve bunun ona mutluluk vermesi. Ah be dedim. Bir insanın ruhunu sevebilmek böyle bir şey demek. Yalnız tüketti ömrünü ama aslında hiç yalnız hissetmedi kendini Ali. 

Daha ne diyebilirim ki? İzleyiniz efendim.
Filme notum: 4,5/5



3 yorum:

  1. Kitabını henüz okuyamasamda, filmi geçtiğim günlerde bende izlemiştim ve çoook beğenmiştim. Hatta bu nedenle blogumda derin izler bırakanlar adlı kategoride paylaşmıştım bu filmi. İşte BURADAKİ yazımdan bahsediyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba,
      Yazınızı okudum. Filmin Ali ile Mustafa'dan ziyade Ali ile Münire'nin hikayesini barındırmasını istemişsiniz. Ben de size katılıyorum. Eğer bu hikayeye daha çok tanık olmak isterseniz kitabı okumak çok daha güzel olacaktır sizin için. :) Tasvir ederek okuyor insan ve hayran oluyor bu iki insana. Yorumunuz için teşekkür ederim.

      Sil
    2. Evet, aynen öyle, Münire ölmeseydi daha güzel ilerleyebilirdi o film. Özellikle tren vagonundaki hayatları vs çok güzeldi. Kitabı en kısa zamanda alıp okuyacağım.

      Sil