Unutulmaması Gerekenler: Tuzlu Türk Kahvesi




Kültürümüzün en tatlı unsurlarından biridir Türk Kahvesi. Misafire ikram etmek üzere evlerimizde daimi yeri vardır. Vardır var olmasına ama sanki onu da unutulanlar listesine gönderiyor gibiyiz. Macchiatolar, espressolar, mochalar arasından tutup çıkarasım geliyor bazen türk kahvesini. İçin, bunu için, yalnızca bunu için demek istiyorum. :)

Neden böyle bir yazı yazıyorum? 
Açıkçası şuan içimden geçenleri aktarıyorum. Günlük rutinim olan orta şekerli Türk kahvemi yudumlarken, çocukluğum ve unutulan bazı değerlerimiz aklıma geldi. ''Kahve de bunlardan biri olmasın.'' diye geçirdim içimden ve hemen bu yazıya başladım. Dün İngilizce blogumda paylaştığım yazı da belki bu yazı için ortaya çıkmıştı. :)  Orada Türk gelenek ve göreneklerine dair paylaşımlar yapmayı tercih ediyorum ve dün ''kız isteme'' geleneğimizden bahsetmiştim. 



Bildiğiniz üzere kız istemenin vazgeçilmez parçası kahve sunumudur. Damat en tuzlusundan bir kahveyi tüketmekle mükelleftir. ''Vay garibin haline!'' diyor ve günümüzde eğlence haline gelen tuzlu kahve içirmenin asıl sırrını sizlerle paylaşmak istiyorum.


Sultan II. Abdülhamid'in hayatına tanıklık etmiş emekli miralay Osman Fevzi Bey'in vasiyetnamesinden bir bölüm:

“Sevgili Refikam Semahat Hanım; Sizinle ilk tanışmamız, hayli ibretamiz olmuştu. Komşularımızın tavsiyesi ile size talib olduk ve rahmetli validem ile beraber, evinize, sizi istemeye gelmiştik.
Âdet üzere, kahve ikram etmeniz icab ediyordu. Biraz sonra kahvelerimizi getirdiniz. Valideminki sade idi, fakat ben bir yudum alınca neye uğradığımı anlamadım. Çünkü kahveye şeker yerine bol mikdarda tuz koymuştunuz. Size bunu hissettirmemeye çalıştım, fakat hemen farkettiniz ve bir çığlık attınız. Ben ise, sizi mahcub etmemek için; “Aman efendim, ne hoş bir tesadüf, bendeniz, asker tabiatli olduğumdan herhalde, kahveyi tuzlu içerim. İnşaallah mes’ud bir yuva kurarız ve siz de bana hergün tuzlu kahve yaparsınız.” demişdim.
İşte sevgili Semahatcığım, sizinle tam 50 sene devam eden bu mes’ud izdivacımız, tuzlu kahve ile başladı. Aslında hayatımda o ana kadar hiç tuzlu kahve içmemişdim. Zaten İçilecek gibi de değildi. Siz 50 sene boyunca hergün bana, hoşuma gittiğini zannederek tuzlu kahve yaptınız. Bu kahvenin her yudumu zehir gibi acıydı. Fakat bu azabı size hiç hissettirmedim. Zira, karşımda mahcub bir hale düşmeniz, kalbinizin kırılması bana, tuzlu kahveden daha acı gelecekdi.
Bu yüzden size hiçbirşey hissettirmedim. Artık ahiret yolculuğu başlıyor. İnşaallah dünya hayatındaki beraberliğimiz Cennet’te de devam eder. Çünki, “Dünyada kimi seviyorsanız, ahırette de beraber olursunuz” sözü hadis-i şerifdir. Sizleri Alalhü Teâlâ’ya emanet ediyorum.”
Bakınız II. Abdülhamid eşine nasıl büyük bir aşk beslemiş. Var mı şimdi böyle hikayeler? Şu sözlerin asilliğine bakar mısınız? Ceddimiz muhabbeti, sevmeyi ve hürmet etmeyi ne de güzel biliyor imiş. Şimdi ise birbirimize hakaret ediyoruz, çirkin ve kaba sözler sarfediyoruz, saygı duymuyoruz. Gerçekten çok acı!

Rabbim sizin için her türlü zorluğa seve seve katlanabilecek eşler nasip eylesin. 

Türk kahvesi tadında ömürler diliyorum. :) 




Hiç yorum yok